Faruk Şüyün
- Sayın Güner Ener, önce klasik bir soru, resme ilginiz nasıl başladı?
Dünyaya gelişimle başladı diyebilirim. Çünkü babam ve ablalarım ressamdır. Çevremde olup bitenleri ayırdetmeye başladığımda bir şeyler çizip boyayan insanlar ilgimi çekti. Ve doğal olarak, üç yaşımdayken elime fırça ve boya aldım. İlk çizdiğim şeyler kocaman çiceklerdi. - Bu çiçek çizme tutkusu sürdü gitti. Hala da sürüyor. - Sonra, askerlik gibi, çağım gelince Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdim, aile geleneğini izleyerek. Baba tarafından dedelerim de sanatçıymışlar. Oyma, kakma nakış gibi işler yapıp, sarayın nakkaşbaşlığına kadar yükselmişler.
Kısacası, resimle ilişkim ya da ilgim, biraz kalıtım, biraz gelenek-görenekle başlıyor.
Devlet Güzel sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'nü iki kez bitirdim. Resimle gerçek ilişkim, kalıtım ya da göreneğin ötesine aşarak, ikinci kez öğrenciliğim sırasında başladı ve kendi kişiliğini buldu.
- 1974 yılında açtığınız ilk kişisel resim serginizden bu güne resimlerinizde figürlerin azaldığı koyu renklerin yerlerini canlı renklere bıraktığı gözlemleniyor. Resminizin on yıllık gelişimi için ne dersiniz?
İlk kişisel sergim 1974 yılındaydı. 1970'de ve 12 Mart süresince yapılmış resimlerden oluşuyordu. O dönemi yansıtan belgesel nitelikli, gerilimli resimlerdi. 1971'den bu yana, aralıksız dozu azalarak ya da çoğalarak bir gerilimi yaşadık, karabasan gibi bir ortamda. Bezerek, sinirlerimiz yorularak, umutlarımız aşınarak. 1974 sergimdeki resimleri ürettiğim sıralarda da, bilinçaltımda hep çiçek ve hayvan resimleri yapma özlemini taşıyordum. Ve felek aman vermiyordu. 1972 - 1978 yılları arasında yaptığım kitap kapaklarında her fırsatta çicek ve hayvan çizdim, simge olarak kullandım bu sevgili figürleri. O yıllarda bir dergide yayınlanan konuşmamda "İnsansız resimlerde de insanı anlatmayı amaçladım. Doğayla, çevreyle, nesnelerle ilişkisinden yola çıkarak" diyordum. - 1974 sergisinde doğrudan insanı çizdiğim yalnızca sekiz tuval vardı. - "
Bu sergideki resimler aynı düşüncenin sürdürülmesidir önceleyin. Yani simgelerin kullanılması ve insanın insansız anlatılması. 1974'deki ve daha sonraki "Pencereler" dizimde olduğu gibi. Sayın Yalçın Küçük bir kedi portresine bakıp "Bu sizsiniz" demişti bir gün. Geçenlerde dostum Hüseyin Bilişik de "Bunlar kedi değil" gibilerden bir şey söyledi. Yani bir kedi portresi otoportreye dönüşebilir, ya da bir ağaç düpedüz yalnızlığımızı, ürpermişliğimizi anlatabilir ustasının elinde . O ustalıktan yoksunsam bu konuşmayı niye yapıyoruz?
İkincisi de sergimin adından da anlaşılacağı gibi - Ağıtlardan Yorulan - ağıtların acılı, yaslı, gerilimli havasını yıllarca yoğun bir biçimde yaşamanın, taşımanın getirdiği yorgunluk sonucu olarak, aydınlık, huzurlu, umutlu, sevinçli şeylere duyulan dayanılmaz özlemdir. Böylece doğa, çicekler ve hayvanlar ön plana çıkar içaçıcı bir atmosferi yaratmak üzere. Renkler diri, çarpıcı ve aydınlık tonlarda kullanılır.
Sergide yeralan "Düş Gibi" adlı tablo aslında bütün serginin özetidir. Bir gazete fotoğrafındaki zincirlere tutunmuş küçük kız, tabloda apayrı bir konumdadır. Uçsuz-bucaksız bir yeşillikte, kollarını açmış, özgür ve sevinçli koşar. Tablonın adı "Kopar Zincirlerini Küçük Kız" olabilirdi .
İşte böylesine özlemlerin ve gereksinmelerin anlatımıdır son sergimdeki yapıtlar.
Değişim ya da gelişimin bir yanı da kendi bulduğum bir doku türü ve malzemede gerçekleşmiştir. Her yıl sakıncalarından daha fazla arıtmaya, daha yalın kılmaya ve amaçladığım sonuca daha uygun biçime sokmaya çalıştım bu malzemeyi ve dokuyu.
- Sizi kitap kapaklarındaki resimlerinizle de tanıyoruz. Bu çalışmaların resimlerinize ne gibi etkileri oldu?
Altı yıl süreyle yüz tanenin üstünde kitap kapağı çizdim, boyadım. Özde, anlatım biçiminde resmimden büyük bir ayrılık göstermiyordu bu kapaklar. Çoğu kişinin dediği gibi "küçük boy resimlerdi" . Grafik ya da illüstrasyon değil.
Üç yaşımdan beri resim yapıyorum oysa altı yıl kapak ürettim. Kapaklar resmimi değil, resmim kapaklarımı etkiledi aslında. Şunu da söylemek gerekir: kapak resmi yapmak, teknik yönden resmimi etkilemiş olabilir. Yıllarca küçük boylarda bir şeyler üretmek , ince fırçayla ve tuvali de neredeyse santimetre karelere bölerek çalışma alışkanlığını getirdi. Yani işimi zorlaştırdı.
- Son resimlerinizde illüstratif öğeler ağır basıyor, düşünceleriniz?
Varlık'a hazırlayacağım bağımsız uzun bir yazının konusu olacak sorunuzdaki illüstratif kavramı. Somut dergisinde yayınlanan bir-iki yazımda da bu konuya değinmiştim.
- Yurt dışına, davetli olarak ya da gezi maksadıyla sık sık çıktığınızı biliyorum. Bir sanatçı için ülkesi dışındaki sanat olaylarını yerinde izleyebilmek gerçekten önemli. Son olarak da geçen sene Çekoslavakya'ya davetli olarak gittiniz. Bize Balkan ve Doğu Avrupa ülkelerinin resmi konusunda bir şeyler söylemek ister misiniz? Özellikle Balkan naivlerinin (sanıyorum başarılı naivleri var) resimlerinden söz eder misiniz? Sizin resimlerinize etkisi oluyor mu?
Balkan ülkelerindeki büyük bir ustalık, içtenlik ve özgünlük taşıyan naiv resim ve Doğu Avrupa ülkelerindeki bilgi ve hünerin son çizgisine dek götürülmüş grafik, illüstrasyon ve özgün baskı yıllardır bende çoşkulu bir hayranlık ve sevgi uyandırmıştır. Söylediğiniz kadar sık değil bu ülkelere gidiş gelişlerim. Keşke öyle olsaydı. 1976, 1979, 1981, 1983, yıllarındadır yolculuklarım.
Ne var ki, 1974 yılında açılan sergimdeki resimlerde de grafik ve naiv öğeler dikkat çekiyordu.
İki dönem, anatomi ve perspektif dersi görmüş, perspektiften ödül almış biri istese de naiv olamaz. Eli doğruyu çizmeye koşullanmıştır. Zorlanırsa da, yapmacık ve özenti olur. Oysa naiv resmin ilk özelliği içtenlik taşıyor olmasıdır.
Ama naiv resme sevgisi ve kişiliğindeki eğilimler nedeniyle, bir yandan da klasik resmin sınırlarını zorlamak amacıyla naiv öğeleri kullanmaktan da kendini alıkoyamaz. Ya da çarpıcılığı sağlamak üzere grafik öğeleri kullanmaktan. Resmin bütünü naiv değildir. Grafik hiç değildir.
Yolculuklarda gördüğüm olağanüstü güzellikteki örnekler elbette beni etkilemiştir. Degas'dı galiba "Resim müzelerde öğrenilir" diyen.
Çevremdeki dünya ve içinde bir nokta olan ben sürekli değişmekteyiz. Bu değişime paralel öğrendiklerim , araştırmalarım elbette yansıyacak resimlerimde. Tersi dialektiğe aykırı olurdu.
Varlık Dergisi
Mart 1984