1969 yılının sonbaharında, bütünleme sınavlarında, ilgisiz derslerin gözlemcisi olarak görevlendirilmişti. Sınavlar bitince istifa edip İstanbul’a geldi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne başvurdu, iki yıl daha devam edip yüksek bölümü bitirmek için. Fahriye abla idare odasında hala görevdeydi. Yapılanmanın, kuralların değiştiğini anlattı, okulun adının başına eklenen Devlet sözcüğüyle birlikte. Artık orta-yüksek bölüm diye bir ayrım yoktu, eğitim yekpare idi. Yani en baştan başlaması gerekiyordu. Üstelik hocasının onayı da gerekiyordu.

Hemen gidip hocayı yakaladı bahçede. Yıllarca önce doğru-dürüst tual çalıştıramadığı öğrencisine Bedri bey gözlerini kısarak baktı: “Kaytarmak yok, ressam değil hoca olmak istiyorum diyerek saçmalamak da. Doğru dürüst çalışacağına söz veriyorsan idareye git kaydını yaptır." G.Ener elini kaldırarak yemin etti "Söz veriyorum".
Koşarak gidip kaydını yaptırdı. Üstelik galeride - hazırlık sınıfı - zaman yitirmeyecekti, bağışladılar bir yılını.

Günde 10-15 saat çalışarak, “gece-gündüz” kavramlarını karıştırarak, iğne-ipliğe dönerek, 1969 sonbaharından başlayarak 1973 baharına kadar sürekli resim üretti. Hep 701’nciye ulaşmaya çabaladı.

- Ulaşıp ulaşamadığını reklam kampanyaları değil zaman belirler. Sel gider kum kalır - Akademiyi bu kez birincilikle bitirdi, 1973’de.

1969 Sonbahar sonu G.Ener'in ilk öykü kitabı "Eylül Yorgunu"nun satışa çıktığı ilk gün kutlaması, Yankı Yayınevi'nde.
Sanatçılar Birliği Yönetim Kurulu toplantısı. 1970 Arkada Orhan Taylan - Foto: Orhan Murat Arıburnu
O.Murat Arıburnu'nun evinde akşam yemeği sonrası - Orhan Murat Arıburnu, Orhan Taylan ve eşi ve Güner Ener
1969 - Foto: Aydın Ülken
1971 - Foto: Aydın Ülken
1974 - Foto: İsa Çelik
Prof. Sabahattin Eyüboğlu
Yılmaz Güney'le bir sohbette - 1974
Yılmaz Güney'le sohbet sürüp giderken.
Foto: İsa Çelik
Foto: İsa Çelik

Kağıt Üzerine Çizimler

A - Ayaklarım (I) : (Ocak, 1970)

Sanatçı Koleksiyonu
20 x 30 cm. Resim kağıdı, kurşun kalem.

Bu desen 1969'u 1970'e bağlayan gece çizildi. Ressam daha sonra giyinip Genco Erkal'ın evindeki kutlama toplantısına gitti. Ertesi günlerde desenin stilizasyonunu tamamladı. Üçünü hocası B.R.Eyüboğlu'na gösterdi. Hocanın yüzündeki ifade keyifliydi. "Reis, usta işi bunlar". dedi.

B - Ayaklarım (II) : (Ocak, 1970)

Sanatçı Koleksiyonu
20x30 cm Resim kağıdı, yağlıboya kontür

C - Ayaklarım (III) : (Ocak, 1970) Sanatçı Koleksiyonu

Resim kağıdı, yağlıpastel 20x30cm

 

Portre: (Ocak, 1970) - Eskiz Sanatçı Koleksiyonu

Portre: (Ocak, 1970) -Eskiz 2

Portre: (Ocak, 1970)

Portre: (Ocak, 1970)

Yoğurtçu - Şubat, 1970 - 2007 - Sanatçı Koleksiyonu

Afacan - Mart, 1970 Prof.Dr. Turgut Tufan Koleksiyonu

70 x 70 cm. Tuval, yağlı boya

 

Kırlangıç Nisan, 1970 - Işık Bey 1980

60 x 100 cm. Tuval, yağlı boya

Su Taşıyan Kadınlar : (Nisan-Mayıs, 1970) Anadolu Üniversitesi Müzesi

Su Taşıyan Kadınlar : (Nisan-Mayıs, 1970) - Eskiz - Sanatçı Koleksiyonu

Su Taşıyan Kadınlar : (Nisan-Mayıs, 1970) - Gravür

Köyümün Gündöndüleri : (Kasım-Aralık, 1970) - Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Müzesi

Güner Ener

Güner Ener

  KAMİLE KARA - LİSE EDEBİYAT ÖĞRETMENİ - 1974

G.Ener'in, babasının görevi nedeniyle, 1941-1950 yılları arasında, İstanbul - Gelibolu gelgitinde yaşadığı Demirtepe Köyü'ne 1970 yılında Orhan Taylan ve ailesiyle beraber yaptığı bir hafta süren ziyaretten dönüşte bu resmin eskizi çizilmiştir. Öndeki sarışın küçük kız çocukluğundaki güzel anıların içindedir. Kendisinden birkaç yaş küçüktür. Yetimdir. Harika bir annesi, anneannesi, dayısı vardır. Demirtepe Köyü'nden eğitim tutkusuyla ayrılan ilk kızdır. Bu, ailesinin çok yakını olan G.Ener'e ve onun gösterdiği yola inanmaktan kaynaklanmaktadır. 1970'deki ziyarette Kamile'nin artık öğretmen olduğunu , Kamile'yi izleyen yirmi kız çocuğunun daha öğretmen çıktığını öğrenmek bu yoksul göçmen köyünün büyük zaferi olarak G.Ener'i ve arkadaşlarını çok sevindirmişti. Resmin ortasındaki büyük başlı sarışın kız Kamile Kara'dır. Sağ alt köşedeki sakallı köylü İbiş Aga'dır. Onun üstündeki eşi Zenciye Teyze, onun solundaki kızı Zeynep, Kamile'nin boynunun yanındaki küçük çocuk İbiş Aga'nın oğlu Beytullah'dır. Kamile'nin solundaki kasketli ince yüzlü adam Hasan Amca, onun solundaki genç adam Kamile'nin dayısı Halit, karısı ve çocuğudur. G.Ener'in 1974'deki ilk sergisini gazeteden öğrenen Kamile G.Ener'e büyük bir süpriz yapıp İzmir'de Lise Edebiyat Öğretmeni olarak çalıştığı sırada izin alıp sergiye gelmiştir. Genç, güzel, çağdaş pırıl pırıl bir aydın kadındır artık. Dünyalar Güner Ener'in olmuştur sanki. Köyden çıkan öğretmen sayısı her yıl artmaktadır. Kamile aydınlık bir ışığın başlangıcı olmuştur. 1986'da Demirtepe'ye bir kez daha gitmiş, genç öğretmenlerin bazılarını görmüş, sekiz yıl yaşamı paylaştığı bitişik komşuları İbiş Aga ve ailesini ziyaret etmişti. Kamile ve ailesi çoktan İzmir'e ve İstanbul'a göçmüşlerdi. Soldaki fotoğrafta İbiş Aga ve büyük ailesi, oğullar, gelinler, torunlar. En soldaki gözlüklü genç kız İbiş Aga'nın öğretmen torunudur. Artık Zenciye teyze yok. Halit Ağabey de yok. Ortadaki fotoğrafda 92 yaşındaki İbiş Aga ve G.Ener. Üçüncü fotoğrafta ise, köydeki birçok kız çocuğuna verilen G.Ener'in göbek adını taşıyan İbiş Aga'nın küçük torunu Sevil'i kucağına aldığında çocuğun ağlamaya başlamasıyla bir düet oluşturmaları resmedilmiştir. Artık köy, önce aydın kızların işleri nedeniyle yalnızca yazları köye gelmeleri ile tenhalaşmaya başlamış, sonra büyük şehirlere çalışmaya gidenlerle iyice seyrelmiş, şu yıllarda ise güzel bir tatil köyüne dönüşme aşamasına ulaşmıştır.

1986- Güner Ener'in Demirtepe'ye ziyareti, İbiş Ağa ve büyük ailesi
İbiş Ağa ve Güner Ener
Küçük Sevil ve Büyük Sevil ağlama düetinde

Ana (Hüseyin Aslantaş'ın Anası) Ocak, 1971 Ruhi Su Koleksiyonu

Güner Ener

Orhan Taylan'ın Mayıs 1971'de, Taksim Sanat Galerisinde açılan sergisine "önsöz" olarak konmuş, altına panoya Aydın Hatipoğlu'nun iki dizesi kağıda yazılıp yapıştırılmıştı: "Adam olasın diye saçını süpürge etti anan / Adam oldun diye vurdular seni." Tek resim büyük ilgi gördü, önünde insanlar kümelendi, almaya niyetlenenler de vardı. Sergi kapandıktan sonra birgün atölyesinde çalışırken Orhan Taylan çıkageldi, yanında ünlü bir işadamıyla. Orhan'ın yakınıymış. Ve sergide resmi satın almak istemiş. Orhan ressamın resmi satmayacağını söylese de pek işe yaramamış, sergi bittikten sonra da ısrar etmiş. Sonunda alıp getirmiş beyefendiyi. Ressam satmayı düşünmediği için fiyatı da belirsizdi. Alıcı şaşırtıcı bir sayı önerince bocaladı. Bu sayı dar bütçesini genişletebilirdi. "Evet" dedi, sonunda. Beyefendi zaman yitirmeden "Bir ricam var" dedi, "Acaba o tabutu kaldırabilir misiniz? Yani evde hergün bir tabut görmek kolay değil, anlıyorsunuz değil mi?" "Elbette anlıyorum, sizin de anlamanız gereken birşey var; Biz ölülerimizi satmıyoruz beyefendi..." Orhan gülmesini zor tutuyordu, "Ben size anlatmaya çalıştım, gidebilir miyiz?" dedi  beyefendiye. Güner Ener o gün resimlerini asla satmamaya karar verdi. Uzun yıllar satmadı, 80'li yılların başlarına kadar. Bu resmi de o yıllarda Ruhi Su ailesine armağan etti.

Kediler Mart, 1971 Sanatçı Koleksiyonu

50 x 70 cm. Mukavva üstüne yağlı boya desen-leke çizilmiş, 2004 yılında renklendirilmiştir.

Güvercinler ve Kargalar Mart, 1971 - Dündar Altay Koleksiyonu

Analar : (Nisan - Mayıs 1971)

 

Güner Ener

Mart-1974 yılında açılan ilk sergisinde yeralan bu resimle bağıntılı olarak şair Kemal Özer'in yazdığı 'Analar' başlıklı şiir "Yeni A Dergisi"nin 25.4.1974 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
Yine aynı sergide yeralan iki resimle ilgili şiirleri Cumhuriyet Gazetesi'nde 6.9.1975 tarihinde yayınlanmış ve daha sonra basılan "Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya" adlı şiir kitabında "Bir Resim Sergisinden İzlenimler" adlı başlıkla ayrı bir bölüm olarak ve resimlerin siyah-beyaz fotoğraflarıyla yer almıştır. "Analar" kompozisyonu ayrıca, Kemal Özer'in "Oğulları Öldüren Analar" adlı şiir kitabının kapağını oluşturmuştur.
Aynı tablo 1976 yılında "Kadın ve Toplum" dergisinin iki sayısında kapak olarak kullanılmış, Mart, 1980'de ise Demokrat Gazetesi'nin bir yazı dizisinin başlığı olarak günlerce yayınlanmıştır. Bu tablonun reprodüksiyonu ise 10.000 adet basılmış, tümü satılmış ve yurdun her köşesine ulaşmıştır.
Ressam Balaban'ın söyleyişiyle: "Güner'in üç resminin reprodüksiyonları pire basar gibi memleketi bastı yav. Nereye gitsem ordalar."

Analar : (Nisan - Mayıs 1971)

 

Güner Ener

Bu resim ressam için "12 Mart" döneminin simgesi olan "Pencereler" dizisinin ilkidir. Ayrıca, kompozisyon-leke-anlatım yönünden Türk resminde de bir ilktir.
Ressamın "İkinci kez öğrenciliği"nin ilk iki yıllık çalışmalarıyla katıldığı Şubat, 1971 Akademi Konkuru'nda yarışan bütün atölyelerin öğrencilerinin üretimi arasında jüriyi en çok etkileyen ve ilk kez 100 puanla birincilik getiren bu yalın kompozisyondur. Jüri üyesi Prof. Adnan Çoker sonuçlar açıklandıktan sonra günün geri kalan zamanı içinde G. Ener'in resimlerinin asıldığı panoları tekrar tekrar ziyaret etmiş, her seferinde çenesini bir eline, dirseğini öbür eline dayayarak "Kara Tren"i uzun uzun seyretmiş ve her seferinde G. Ener'i yeniden kutlamıştır.
Prof. Özdemir Altan da sonuçlar açıklandıktan sonra G. Ener'in yanına gelip "Uzun yıllardan sonra ilk defa bize değişik, özgün birşey gösteren kişi olarak sizi yürekten kutluyorum." demişti. Yani genç ve yenilikçi hocaları heyecanlandırmayı , öbürlerine de şapka çıkarttırmayı başarmıştır. Ama ressamı en çok sevindiren hocası B. Rahmi Eyuboğlu'nun mutluluğu ve kıvancıdır. Bu ilk birinciliği Haziran 1971, Şubat ve Haziran 1972, Şubat 1973 ve Haziran 1973 Konkurların'daki 100 puanlık birincilikler izlemiş ve 1973 yılında Akademi'yi birincilikle bitirip diploma almıştır.

Damlar, Antenler (Atölye Penceresi) - (Ocak, 1972) - Prof.Dr.Aydın Ayan Koleksiyonu

Güner Ener

Güner Ener

"Gökyüzünün de içine tükürüldüğünün resmidir." Bu resim çeşitli kişiler tarafından kopya edildi. -Nice resimler gibi-. Hatta o sıralarda elma-armut-arnavut filan gibi resimler üreten genç bir ressam da dayanamadı, konuları dışına çıkıp orjinal resmin boyutunda bir tuval imal etti. En komik ya da acıklı olan ise ünlü bir fotoğrafcıydı. Aynı kompozisyonu - uzun uğraşlardan sonra- çekebilmiş, Milliyet Sanat Dergisi'ne kapak olarak vermiş, herşeye karşın huzursuz oluşunu bastırmak için de iç sayfalarda çekim serüveninde tüm tehlikeleri göze aldığını anlatmıştı. Acımamak elde miydi?

Sofralar Kargaların: (Ocak, 1972) - Sanatçı Koleksiyonu

Sofralar Kargaların: (Ocak, 1972) - Sanatçı Koleksiyonu

Güner Ener42 x 72 cm. Tuval, yağlı boya.

Alacakaranlıkta - Otobüs Penceresi: (Mart 1972) - Handan Kocabalkan Koleksiyonu

Güner EnerGüner Ener

 

"Mutluluk" yapıtından üretilmiş, "Kırmızı Soba" resminin yaratıcısı (!) bu kez "Bir de ay eklesem nasıl olur" demiş, neden 

Haşhaşlar: (Nisan, Mayıs, Haziran, 1973)

Sn. Kemal Özer'in "Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya" adlı kitabında yer alan "Bir Resim Sergisinden İzlenimler" adlı bölümdeki üçüncü şiir olan "Haşhaşlar" bu tabloyu anlatmaktadır. Üstünde de siyah-beyaz bir baskısı bulunmaktadır.

Haziran 1973'dGüner Enere D.G.S Akademisi mezuniyet konkuruna - ki tüm atölyelerin son sınıfları katılmaktadır - "Haşhaşlar"ı yarı tamamlanmış halde, dört yıllık üretimiyle birlikte getirmiş, jüri üyelerinden çoğu "Tamamlamasanız da olur, bu haliyle de çok etkileyici" demişlerdi. Böylece, 100 puan alan tek öğrenci olarak D.G.S Akademisi'nden birincilikle mezun olmuştur.

Konkurdan bir gün sonra Özdemir Altan, G. Ener'in yanına gelmiş, yeniden kutlamış, çalışmalarıyla getirdiği yeni, taptaze, cesur havayı övmüş ve "Alaca Karanlıkta" tablosunun diasını rica etmiştir. Akademi hocaları birer-ikişer resimle oluşturacakları bir kartpostal projesini gerçekleştirmeye karar vermişler ve bu projeye G. Ener'i de dahil etmeyi düşünmüşler. G. Ener hemen "Ama ben hoca değilim ki, aranıza almayı düşündüğünüz için teşekkür ederim." dediğinde Ö. Altan "Biz size öğrenci gözüyle bakmıyoruz. Ayrıca nice öğrenci sizden çok şey öğrenmiştir eminim." demişti.

1973 yılında 1 sınıf öğrencisi olan ve Akademi'ye başladığından beri G. Ener'i konkurlarda keşfedip dostluk kuran gencecik Aydın Ayan yıllar sonra açtığı ilk sergisinde kendisini çoşkuyla kutlayan G. Ener'e "Siz olmasanız ben olmazdım ki" diyerek karşılık vermiş, G. Ener'in gözleri dolmuştu.

Kasım 1973’de Fransız - Paris 3 Televizyonu Güner Ener’le ilgili yarım saatlik ve bağımsız bir program yapmıştır.

1974 Sergisi

 

Güner EnerG. Ener'in 1974 Mart ayında İstanbul-Taksim Sanat Galerisi'nde açılan ilk sergisine büyük bi resim tutkunu ve koleksiyoncu olan Meksika Büyük elçisi Sir Alfonso Castro Valle gazetelerde koparılan büyük gürültüye dayanamayıp uçağa atladığı gibi gelmişti. Ankara'dan, İzmir'den vb. uçakla olmasa da, dayanamayıp gelen çok kişi vardı. Sir Valle bütün sergiye coşkulu övgüler döşenmiş, özellikle de Damlar-Antenler kompozisyonuna takılıp kalmıştı. Bütün uğraşısına karşın satın alamadan Ankara'ya döndü. G. Ener'in 1975 baharında Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde açtığı serginin kokteyline ilk gelen kişi Sir Valle oldu. Kalabalık basmadan, rakip üremeden, belki bu kez ikna edebilirim diye. Yine başaramadı. Birkaç akşam sonra Meksika Büyük Elçisi rezidansında G. Ener şerefine bir yemek düzenledi. Bu kez Lady Valle de ısrar ediyordu, koleksiyonlarının albümlerini gösterdi, ciddi oluşlarını kanıtlamak için. Kimler yoktu ki o albümde. Sorun yine çözülemedi. Bu resim şimdi olması gereken yerde.

1974 Sergisinin açılışı aydın, yazar-çizer takımının hınca-hınç katıldığı bir cümbüş biçiminde gerçekleşti. Güzel, renkli bir anı olarak kaldı belleklerde.

Ve Ankara Sergisi 1975 Nisan

Not: O yıllarda en büyük bankalardan biri Ankara'da sanat ve kültürle ilgili çalışmalar yapıyordu; satılan kitap sayısı, konser izleyenlerin sayısı, sergi gezenlerin sayısının araştırılması da çalışmanın kapsamı içindeydi. Özel galeriler varla yok arasıydı. Araştırma yapan banka tarafından Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'ne sayaçlar yerleştirilmişti. G. Ener sergisinin sayım sonucunu galeri müdürü Osman Bey açıklamıştı; toplam 10.000 kişi civarında, yani günde 1000 kişi. Ankara gazeteleri de olayı haber olarak vermişlerdi. İstanbul sergisi (Mart, 1974) ise daha kalabalıktı. Her kesimden akın akın insan, orta okul, lise öğrencileri başlarında öğretmenleri, büyük üniversite grupları, sıradan-sokaktan geçen vatandaşlar, -o yıllarda Taksim Galerisi'nin caddeye bakan yüzü camdan yapılmıştı- eş, dost sergi süresince mahşeri bir kalabalık oluşturmuştu.

 

İstanbul'da 1974'de

Emil Galip Sandalcı sergiyi bir sabah açılır açılmaz gezmiş, yeni kitabının kapağını yapmasını G. Ener'den rica etmek üzere iki kez öğleden sonra gelmiş, kalabalığı yarıp geçemediğinden ikinci gelişinde camın dışından el-kol sallayarak birşeyler anlatmaya çalışmış, G. Ener de yürümenin olanaksızlığını gördüğü için ellerini borazan yapıp bağırmıştı: "Özür dilerim, lütfen akşam evime gelir misiniz ? Nihat getirir sizi." Nihat Behram Emil Galip'in damadıydı ve eşiyle akşamları sık sık Güner'in evine gelirlerdi. Bazı seyirciler ise dadanıyor, üç beş kez geliyorlardı. Sabahları ortalıkta görünmeyen ressamın yerine gönüllü olarak nöbet tutan Füsun Erbulak ve Selma günün çeşitli saatlerinde uğrayan bu kişileri tanır olmuşlardı. Birgün Füsun "Bu oğlan yarın da gelirse döveceğim" dedi "Deli mi ne? Bu altıncı gelişi, valla sayıyorum." G. Ener kalabalıkta delikanlıya ulaşıp elini sıktı, konuşmaya başladılar. Füsun ve Selma öğleden sonra kendi işlerine koşuyorlar ve aradaki süre içinde Ankara hapishanelerinden gelen boncuk işlerini satıyorlardı. O kalabalıkta bu güzel göznuru işler hızla satılıyor ve yenileri geliyordu. Resim satmanın dışında alışveriş iyi gidiyordu. G. Ener'den resim alamayanlar da o hışımla gravür alıyorlardı. D.G.S.A gravür atölyesinde hızla üretilip çerçevelenen "Mimozalar" ve "Kırmızı Biberler" konulu el baskıları düzinelerle "Köyümün Gündöndüleri", "Analar ve "Haşhaşlar" tablolarının reprodüksiyonları binlerce satıldı ve yeni baskı yaptı. Çok hareketli, canlı, cıvıl-cıvıl bir sergiydi!

O yıllarda İstanbul’da yalnızca iki özel resim galerisi vardı. Bunlardan daha kıdemli olanın sahibesi Sn. Melda Kaptana G.Ener’in sergisini gezdi ve o nazik tavrı ile bütün sergiyi satın almaya hazır olduğunu söyledi. Karşılık “İltifatınıza teşekkür ederim ama resim satmıyorum” oldu

Bütün resimlere alıcı çıkmış - bazı resimlere birkaç kişi- ve aynı karşılığı almıştı. Aralarından bir tanesi, çok zengin bir fabrikatörün eşi olan, kırık ve sevimli bir aksanla Türkçe konuşan, yabancı kökenli bir hanımdı. “Kara Tren”e kilitlenmiş, birkaç kez gelip ısrar etmişti. Her seferinde daha önce teklif etmiş olduğu miktarı şaşırtıcı ölçüde artırarak. Nezaketle kapıya kadar geçirilmişti. Dördüncü ya da beşinci kez geldiğinde ressam Muhsin Kut - ki G.Ener’in öğrencisi -, galerinin müdiresi Ressam Ruzin Gerçin çay içip mahşeri kalabalığa karşı sohbet etmekteydiler, G. Ener de dahil. Hanımefendi yanlarına yaklaştı, o sevimli, kırık Türkçesi’yle “Eşimle uzun uzun konuştuk, tartıştık, sonunda bir çözüm bulduk sanıyorum”dedi. Muhsin Kut ve Ruzin Gerçin bardakları ellerinde, bekliyorlardı. Hanımefendi çantasını açtı ve imzalanmış, boş bir çek çıkarıp uzattı. Önce bir sezsizlik, sonra G. Ener gülümseyerek “İltifatınıza teşekkürler, ama galiba anlatamıyorum. Sorun miktarda değil bu bir prensip meselesi.” dedi. Hanımefendi irkildi, inanmayan gözlerle baktı ve hoşçakalın demeden döndü gitti. Ruzin Gerçin fırladı, masasının arkasındaki çay ocağı ve tuvalete açılan kapıdan daldı. Biraz sonra yüzünü kurulayarak döndü. “17 yıldır galeri yöneticisiyim. Böyle bir şeye tanık olmadım, hayal bile edemezdim. Belki hayal görüyorum dedim gittim yüzümü yıkadım. “ dedi. G. Ener ve Muhsin gülüştüler. Muhsin bu öyküyü yıllarca anlattı durdu herkese.

Aynı resme Yaşar Kemal de inanılmaz bir miktar teklif etmiş, reddedilince de “Haydi ukala sende” demişti, çevredekiler de gülüşmüştü. Aradan yıllar geçmiş, Tilda’yla, açılıştan bir iki gün sonra, G. Ener’in (1991) Hobi Sanat Galerisi’ndeki sergisine gelmiş, sanatçının kendi koleksiyonuna ayırdığı iki resimden mavi fon üstündeki elmalara takılmıştı. “O satılık değil” karşılığını alınca” "ulan aynı kafada mısın? “ diye çıkışmıştı. “Yoo aynı kafada değilim ama ben de koleksiyon yapıyorum artık. Seçme özgürlüğüm de var, nasıl olsa benim malım.” karşılığını alınca “Yav, neyi beyensem inatlaşıyor” demiş, olayı izleyenler gülmeye başlamışlardı.

’74 yılında, yeni açılmış olan ikinci özel galerinin sahibi bey ise G. Ener’in sergisine bir – iki kez gelmiş , bir müşterisinin “Haşhaşlar” a kafayı taktığını ama satın alamadığını, kendisini aracı olarak gönderdiğini, istenilen fiyatı kabul etmeye hazır olduğunu anlatmış, ressamı ikna etmeye uğraşmıştı. Başaramayıp gitmişti.

     

Aradan birkaç yıl geçti. G. Ener Ankarada’ydı. Ziyaret ettiği ablası gülerek Milliyet Sanat dergisinin son sayısını getirdi. İç sayfalardan birinde genç bir ressamın sergisinden övgü ile söz ediliyordu. G. Ener söz konusu kişinin 1974’deki sergisine birkaç kez gelip kendisi ile konuştuğunu hatırladı. İşin garip ve gülünç yanı sayfanın ortasında “Haşhaşlar” kompozisyonunun sağdaki figürleri sola, soldakileri sağa alarak, ayrıntılara kadar kopya edilmiş versiyonunun yer almasıydı. Gülmeye başladı, acıma ve tiksinti de vardı elbette. Ablası “Delikanlı bayağı yorulmuş, solu sağa aktarmak için” dedi. O da gülüyordu. Sergi o yeni açılan galerideydi.

Bir gün bu galericiye rastladığında "Nedir bu zavallılık, bu kör parmağım gözüne oyunu?” diye sordu. Galericiden el cevap: “Napim, en iyi müşterilerimden birisi kafayı takmıştı, biliyorsunuz. Onu kıramadım. Meteliksiz bir yetenekliye ısmarladım. Gariban iyi para aldı. Galerimde de sergi açtı. Fena mı?”.

Fena olur mu ? Alan razı, satan razı. Senin miden bulanır olsa olsa. Aslında bu öykünün en şaşılası yanı G. Ener’in 74’deki sergisine gelip övgüler yağdıran, oturup bir de yazı döşenen eleştirmendir. Binlerce insanın sergi sırasında tanıdığı, gördüğü, röprodüksiyonunu satın aldığı bu popüler resmin kopyasını bu zıpçıktıyla ilgili yazısının ortasına oturtacak kadar gözünü karartan miktar neydi acaba?

Aynı resim icin Eczacılık Fakültesi Dekanı olan Prof.Dr. Turhan Baytop iki kez gelmiş, en yakışacağı yerin fakülte olacağını, Türk Haşhaşının dünyada eşi olmadığını, tüm ihracatın dünyadaki ilaç firmalarına yapıldığını uzun uzun anlatmıştı. Ve ‘70’li yıllarda haşhaş ekimi yasaklanmış, nice ailenin ekmeği elinden alınmıştı. Bu resim haşhaş yasağına bir protestoydu ve röprodüksiyonu Başbakan Ecevit’e gönderilmişti. Bunca yıl sonra G. Ener “Keşke fakülteye verseydim” diye hayıflanmakta.

 

Güner Ener1970'li yıllarda hayatı boyunca kullanmadığı sedatife her zamandan daha çok gereksinme duyduğu için, gerilimini azaltmak üzere böylesine bir şeyler çizip dururdu, kurşun kalemle. Çoğunu dostları sevip alıp götürmüşlerdir. Sedatiften nefret eden gerilimli sanatçı arkadaşlara önerilir. Gerçekten sonuç iyidir.

 

 

 

 

 

1974 Sergisi İçin Ressamlar Ne demişti:

Turan Erol:
Öyle şeyler yazıldı ve anlatıldı ki dayanamayıp Ankara’dan kalktım - geldim serginize. Hep aynı şeyleri görmekten bıkmıştık. Bize yepyeni, alışılmadık şeyler seyrettirdiniz. Teşekkür ediyorum. Kutlarım.


Balaban:

Bunlar resim değil, kaya, valla kaya. Yıllarca bizimle dalga geçtin değil mi? Resimlerimizi övdün, seni cadı seni.


Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nedim Günsür, Orhan Peker, Mustafa Esirkuş bir akşamüstü, ziyaret saati bitimine doğru, ortalık tenhalaştığı sırada, gurup olarak geldiler. Dolaştılar, aralarında konuştular. Sonra G. Ener’in yanına geldiler, hepsi heyecanlanmış görünüyordu.


Nedim Günsür:
Söylenecek söz yok, nutkum tutuldu. KUTLARIM.


Bedri Rahmi Eyüboğlu
Bak reis, yıllarca söylemekten dilimde tüy bittiydi; birinci sınıf ressamsın. Gözlerin, ellerin, aklın dert görmesin.


Mustafa Esirkuş:
İçecek bi şi yok mu? Cami mi burası? Hayır, çay - kahve istemem.”


Orhan Peker:
Kıskandım. Picasso’da görse kıskanırdı. Ne o yav, o karatren, hücre, siste cipler, soba, antenler, ! Şeytanlar mı, melekler mi akıl veriyor sana? Köylü resmini bile bana sevdirdin.


Orhan Taylan:
Bak bak neler yapıyormuş gizli gizli. Ne hakkın var, bu bizim işimiz, yine de kutlarım.


Hüseyin Bilişik (Resim-Heykel Dergisi – “Katık” adlı köşesinde )
İlk kişisel sergisinde Ener, temel harçlarını bilinçli ve tutsaklığın ötesinde kullanarak kişiliğini dama taşı gibi önümüze sürdü. Uzun yılların birikimi. Sessizlik içinde oluşan fikir yapısına ek usta sentezcilik yapıtı bireyselliğe götürüyor. Kutlarım.


Ve başka Sanatçılar


Sennur Sezer
Metin Eloğlu’nun bir şiiri vardır: Kof demirli pencere. Ener’in bir resmi var, insanın diline hemen Eloğlu’nun şiirini takıyor. Demirli pencereden görünen bir bahar dalı… Belki de adı: Bahar geldi’dir… Ama ben hep o resmi “kof demirli pencere” ya da “dışarıda bahar vardı” diye hatırlıyorum. Zaten Ener’in resimleri hep mısraları çağrıştırıyor. Ya “kadınlar.. bizim kadınlarımız” dizesini hatırlarsınız… ya “uzun kavak ne uzarsın engine”yi..

Ener’in sergisi 9 Mart’ta Taksim Sanat Galerisi’nde açıldı. Görün, sis ışıklarını, haşhaş toplayanları.. Siz de türküler duyacaksınız.. (Cumhuriyet – 19 Mart 1974)


Lerzan Öke

Güner Ener için, “Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinden yetişmiş en iyi eleman” diyebiliriz. (Akşam – 20 Mart 1974)

 

Güner Ener ve Resim Sanatına Getirdiği Yeni Tad

Güner Ener

Güner Ener için: "Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi'nden yetişmiş en iyi eleman" diyebiliriz.
Güner Ener, halk dilinde "çifte kavrulmuş" tabirini istemeyerek yerine getirmiş ve 1955'de başladığı Akademi'yi 1958 senesinde hiç kalmadan bitirdiği halde, iki yıllık yüksek bölümü bitirmek üzere Akademi'ye başvurduğunda, Akademi kurulu tarafından o güne kadar okudukları bir yana bırakılarak en baştan eğitime başlatılmıştır. Üç yıllık bir çalışmanın ürünleri olan yapıtlarında sanatçı özellikle resimlerindeki türükler ve uyguladığı renkler açısından, ilgileri üzerine çekmesini bilmektedir. Örneğin; yağlıboya ile yapıldığı halde bu renkler nedeniyledir ki bazı çalışmaları metal bazıları ise toprak üzerine çalışma görüntüsündedir.

1971 yılından 1973 yılına kadar olan çalışmaları içine alan sergide; sanatçı çoğunlukla çevresindeki kişilerin portrelerini, tarım emekçilerini işlemiştir. Bunun yanısıra , bir pencere serisini de tuvallerine geçirmiştir. Sergiye adını veren de bu seridir. Bir uzunhavadan alınan iki dize: "Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti."

Resimlerindeki kişiler, gerçekten varolan, kendi deyimi ile "kimlik kartı bulunan" kişilerdir. Düşsel, idealize, basmakalıp kişiler değildir.
Sahiplerine benzetme endişesiyle çizilmişlerdir. Yüzler ayrıntılarıyla ele alınmıştır.

Sanatçı resimlerinde, öz ve biçimin eşdeğerde ağırlık taşıması amacındadır.

Tarım emekçileri ya da insansız resimleri için sanatçı; "Balaban'ın deyimiyle (Resme gelik) olduğu için değil, bir sorunu vurgulamak için çizdim. Bunların belli bir mesajı vardır." demektedir.
Güner Ener, gerek renk ve gerekse anlatım bakımından resim sanatına yepyeni bir tad getirmiştir ve daha ilk sergiyle de bizlere bunu ispatlamıştır. Bugüne kadar sergi açmayışını biraz hayret ve biraz da takdirle karşıladığımız sanatçı, kişiliği son derece kuvvetli ve prensip sahibi olup, tüm ailesinin sanatla ilişkisi nedeniyledir ki sanat hayatına daha çekirdekten girmiş olması, onu bugünkü olumlu neticeye götürmüştür.

Not:

Bu yazıda "Akademi Kurulu" diye sorumlu gösterilen yön yanlıştır, çünkü Güzel Sanatlar Akademisi artık "Devlet Güzel Sanatlar Akademisi"dir ve kurallar çok farklıdır yeni yönetmeliğe göre.

   
Güner Ener

Hikayeci ve Ressam Güner Ener
İlk kişisel sergisini açtı

Tablolarında toplumcu gerçekci bir içerikle, plastik olanakları ustaca içice geçiren ve aynı zamanda öyküler de yazan ressam Güner Ener'in ilk kişisel sergisi Taksim Sanat Galerisi'nde açılmıştır.

Güner Ener'in bu ilk kişisel sergisinde, 1970 yılından bu yana yaptığı yağlıboya çalışmaları yeralmaktadır. Sanatçı resimlerinin tuvallerini özel bir teknikle kendisi hazırlamakta, hafif granüle bir zemin üzerinde çalışmaktadır.

Güner Ener, çizgi ve biçimlerin ustası olduğu kadar, renklerin de ustasıdır. Büyük boyutlarla çalışmayı yeğleyen sanatçı, ölçülü bir ülküselleştirme ( idealisation ) ve abartma yöntemi kullanarak kişilerini ve konularını biçimlendirmektedir. Ener'in tablolarındaki insanlar hemen hiç gülümsemezler. Büyük acıların ve çilelerin insanıdırlar onlar... Bu yüzden Ener'in tablolarındaki kişiler, kendi acılı tarihlerini yansıtan keskin yüz çizgilerine sahiptirler. Bu çizgiler, atılım, umut, umutsuzluk, bıkkınlık, yüreklilik, korku ve endişe gibi psikolojik duyguları yansıtırlar. Renk tonlamalarında ise sanatçı fazla bir ayrıma girmektense, her rengin ana tonunu kullanmayı seçmiştir. Bu tutum onun resimlerine renk açısından ilk bakışta çarpıcı ve sarsıcı bir hava vermektedir.

Ressam ve öykücü Güner Ener, tablolarını satmamaktadır. Bu yüzden sergideki yapıtları fiyatlandırılmamıştır. Sanatçı resimleri yerine isteyenlere bu resimlerin renkli ofset basım tekniğiyle çoğaltılmış kopyalarını satmaktadır. 1935 doğumlu sanatçı Güner Ener'in "Eylül Yorgunu (1969)" adlı bir öykü kitabıyla "Camın Kırık Yerindeki Mavi" adlı uzun bir öyküsü yayınlanmıştır. (Soyut, 1973)
Güner Ener'in Taksim Sanat Galerisi'indeki yağlıboya resim sergisi 25 Mart Pazartesi günü sona erecektir.

Yeni Ortam - 18 Mart 1974

Düzeltme

"Camın Kırık Yerindeki Mavi" adlı on hikayeden oluşan kitap Soyut Dergisi'nde üç-dört sayıda yayınlanmıştır.      G.E.


Edita Morris

Yaptığı resimlerle beni etkileyen Güner Ener’i tanımaktan büyük mutluluk duydum. (Milliyet Sanat Der. 26 Nisan 1974)

Güner Ener

 

 

 

TOP Whatsapp İletişime Geç