Emil Galip Sandalcı sergiyi bir sabah açılır açılmaz gezmiş, yeni kitabının kapağını yapmasını G. Ener'den rica etmek üzere iki kez öğleden sonra gelmiş, kalabalığı yarıp geçemediğinden ikinci gelişinde camın dışından el-kol sallayarak birşeyler anlatmaya çalışmış, G. Ener de yürümenin olanaksızlığını gördüğü için ellerini borazan yapıp bağırmıştı: "Özür dilerim, lütfen akşam evime gelir misiniz ? Nihat getirir sizi." Nihat Behram Emil Galip'in damadıydı ve eşiyle akşamları sık sık Güner'in evine gelirlerdi. Bazı seyirciler ise dadanıyor, üç beş kez geliyorlardı. Sabahları ortalıkta görünmeyen ressamın yerine gönüllü olarak nöbet tutan Füsun Erbulak ve Selma günün çeşitli saatlerinde uğrayan bu kişileri tanır olmuşlardı. Birgün Füsun "Bu oğlan yarın da gelirse döveceğim" dedi "Deli mi ne? Bu altıncı gelişi, valla sayıyorum." G. Ener kalabalıkta delikanlıya ulaşıp elini sıktı, konuşmaya başladılar. Füsun ve Selma öğleden sonra kendi işlerine koşuyorlar ve aradaki süre içinde Ankara hapishanelerinden gelen boncuk işlerini satıyorlardı. O kalabalıkta bu güzel göznuru işler hızla satılıyor ve yenileri geliyordu. Resim satmanın dışında alışveriş iyi gidiyordu. G. Ener'den resim alamayanlar da o hışımla gravür alıyorlardı. D.G.S.A gravür atölyesinde hızla üretilip çerçevelenen "Mimozalar" ve "Kırmızı Biberler" konulu el baskıları düzinelerle "Köyümün Gündöndüleri", "Analar ve "Haşhaşlar" tablolarının reprodüksiyonları binlerce satıldı ve yeni baskı yaptı. Çok hareketli, canlı, cıvıl-cıvıl bir sergiydi!
O yıllarda İstanbul’da yalnızca iki özel resim galerisi vardı. Bunlardan daha kıdemli olanın sahibesi Sn. Melda Kaptana G.Ener’in sergisini gezdi ve o nazik tavrı ile bütün sergiyi satın almaya hazır olduğunu söyledi. Karşılık “İltifatınıza teşekkür ederim ama resim satmıyorum” oldu
Bütün resimlere alıcı çıkmış - bazı resimlere birkaç kişi- ve aynı karşılığı almıştı. Aralarından bir tanesi, çok zengin bir fabrikatörün eşi olan, kırık ve sevimli bir aksanla Türkçe konuşan, yabancı kökenli bir hanımdı. “Kara Tren”e kilitlenmiş, birkaç kez gelip ısrar etmişti. Her seferinde daha önce teklif etmiş olduğu miktarı şaşırtıcı ölçüde artırarak. Nezaketle kapıya kadar geçirilmişti. Dördüncü ya da beşinci kez geldiğinde ressam Muhsin Kut - ki G.Ener’in öğrencisi -, galerinin müdiresi Ressam Ruzin Gerçin çay içip mahşeri kalabalığa karşı sohbet etmekteydiler, G. Ener de dahil. Hanımefendi yanlarına yaklaştı, o sevimli, kırık Türkçesi’yle “Eşimle uzun uzun konuştuk, tartıştık, sonunda bir çözüm bulduk sanıyorum”dedi. Muhsin Kut ve Ruzin Gerçin bardakları ellerinde, bekliyorlardı. Hanımefendi çantasını açtı ve imzalanmış, boş bir çek çıkarıp uzattı. Önce bir sezsizlik, sonra G. Ener gülümseyerek “İltifatınıza teşekkürler, ama galiba anlatamıyorum. Sorun miktarda değil bu bir prensip meselesi.” dedi. Hanımefendi irkildi, inanmayan gözlerle baktı ve hoşçakalın demeden döndü gitti. Ruzin Gerçin fırladı, masasının arkasındaki çay ocağı ve tuvalete açılan kapıdan daldı. Biraz sonra yüzünü kurulayarak döndü. “17 yıldır galeri yöneticisiyim. Böyle bir şeye tanık olmadım, hayal bile edemezdim. Belki hayal görüyorum dedim gittim yüzümü yıkadım. “ dedi. G. Ener ve Muhsin gülüştüler. Muhsin bu öyküyü yıllarca anlattı durdu herkese.
Aynı resme Yaşar Kemal de inanılmaz bir miktar teklif etmiş, reddedilince de “Haydi ukala sende” demişti, çevredekiler de gülüşmüştü. Aradan yıllar geçmiş, Tilda’yla, açılıştan bir iki gün sonra, G. Ener’in (1991) Hobi Sanat Galerisi’ndeki sergisine gelmiş, sanatçının kendi koleksiyonuna ayırdığı iki resimden mavi fon üstündeki elmalara takılmıştı. “O satılık değil” karşılığını alınca” "ulan aynı kafada mısın? “ diye çıkışmıştı. “Yoo aynı kafada değilim ama ben de koleksiyon yapıyorum artık. Seçme özgürlüğüm de var, nasıl olsa benim malım.” karşılığını alınca “Yav, neyi beyensem inatlaşıyor” demiş, olayı izleyenler gülmeye başlamışlardı.
’74 yılında, yeni açılmış olan ikinci özel galerinin sahibi bey ise G. Ener’in sergisine bir – iki kez gelmiş , bir müşterisinin “Haşhaşlar” a kafayı taktığını ama satın alamadığını, kendisini aracı olarak gönderdiğini, istenilen fiyatı kabul etmeye hazır olduğunu anlatmış, ressamı ikna etmeye uğraşmıştı. Başaramayıp gitmişti.
Aradan birkaç yıl geçti. G. Ener Ankarada’ydı. Ziyaret ettiği ablası gülerek Milliyet Sanat dergisinin son sayısını getirdi. İç sayfalardan birinde genç bir ressamın sergisinden övgü ile söz ediliyordu. G. Ener söz konusu kişinin 1974’deki sergisine birkaç kez gelip kendisi ile konuştuğunu hatırladı. İşin garip ve gülünç yanı sayfanın ortasında “Haşhaşlar” kompozisyonunun sağdaki figürleri sola, soldakileri sağa alarak, ayrıntılara kadar kopya edilmiş versiyonunun yer almasıydı. Gülmeye başladı, acıma ve tiksinti de vardı elbette. Ablası “Delikanlı bayağı yorulmuş, solu sağa aktarmak için” dedi. O da gülüyordu. Sergi o yeni açılan galerideydi.
Bir gün bu galericiye rastladığında "Nedir bu zavallılık, bu kör parmağım gözüne oyunu?” diye sordu. Galericiden el cevap: “Napim, en iyi müşterilerimden birisi kafayı takmıştı, biliyorsunuz. Onu kıramadım. Meteliksiz bir yetenekliye ısmarladım. Gariban iyi para aldı. Galerimde de sergi açtı. Fena mı?”.
Fena olur mu ? Alan razı, satan razı. Senin miden bulanır olsa olsa. Aslında bu öykünün en şaşılası yanı G. Ener’in 74’deki sergisine gelip övgüler yağdıran, oturup bir de yazı döşenen eleştirmendir. Binlerce insanın sergi sırasında tanıdığı, gördüğü, röprodüksiyonunu satın aldığı bu popüler resmin kopyasını bu zıpçıktıyla ilgili yazısının ortasına oturtacak kadar gözünü karartan miktar neydi acaba?
Aynı resim icin Eczacılık Fakültesi Dekanı olan Prof.Dr. Turhan Baytop iki kez gelmiş, en yakışacağı yerin fakülte olacağını, Türk Haşhaşının dünyada eşi olmadığını, tüm ihracatın dünyadaki ilaç firmalarına yapıldığını uzun uzun anlatmıştı. Ve ‘70’li yıllarda haşhaş ekimi yasaklanmış, nice ailenin ekmeği elinden alınmıştı. Bu resim haşhaş yasağına bir protestoydu ve röprodüksiyonu Başbakan Ecevit’e gönderilmişti. Bunca yıl sonra G. Ener “Keşke fakülteye verseydim” diye hayıflanmakta.
1970'li yıllarda hayatı boyunca kullanmadığı sedatife her zamandan daha çok gereksinme duyduğu için, gerilimini azaltmak üzere böylesine bir şeyler çizip dururdu, kurşun kalemle. Çoğunu dostları sevip alıp götürmüşlerdir. Sedatiften nefret eden gerilimli sanatçı arkadaşlara önerilir. Gerçekten sonuç iyidir.
1974 Sergisi İçin Ressamlar Ne demişti:
Turan Erol:
Öyle şeyler yazıldı ve anlatıldı ki dayanamayıp Ankara’dan kalktım - geldim serginize. Hep aynı şeyleri görmekten bıkmıştık. Bize yepyeni, alışılmadık şeyler seyrettirdiniz. Teşekkür ediyorum. Kutlarım.
Balaban:
Bunlar resim değil, kaya, valla kaya. Yıllarca bizimle dalga geçtin değil mi? Resimlerimizi övdün, seni cadı seni.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nedim Günsür, Orhan Peker, Mustafa Esirkuş bir akşamüstü, ziyaret saati bitimine doğru, ortalık tenhalaştığı sırada, gurup olarak geldiler. Dolaştılar, aralarında konuştular. Sonra G. Ener’in yanına geldiler, hepsi heyecanlanmış görünüyordu.
Nedim Günsür:
Söylenecek söz yok, nutkum tutuldu. KUTLARIM.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Bak reis, yıllarca söylemekten dilimde tüy bittiydi; birinci sınıf ressamsın. Gözlerin, ellerin, aklın dert görmesin.
Mustafa Esirkuş:
İçecek bi şi yok mu? Cami mi burası? Hayır, çay - kahve istemem.”
Orhan Peker:
Kıskandım. Picasso’da görse kıskanırdı. Ne o yav, o karatren, hücre, siste cipler, soba, antenler, ! Şeytanlar mı, melekler mi akıl veriyor sana? Köylü resmini bile bana sevdirdin.
Orhan Taylan:
Bak bak neler yapıyormuş gizli gizli. Ne hakkın var, bu bizim işimiz, yine de kutlarım.
Hüseyin Bilişik (Resim-Heykel Dergisi – “Katık” adlı köşesinde )
İlk kişisel sergisinde Ener, temel harçlarını bilinçli ve tutsaklığın ötesinde kullanarak kişiliğini dama taşı gibi önümüze sürdü. Uzun yılların birikimi. Sessizlik içinde oluşan fikir yapısına ek usta sentezcilik yapıtı bireyselliğe götürüyor. Kutlarım.
Ve başka Sanatçılar
Sennur Sezer
Metin Eloğlu’nun bir şiiri vardır: Kof demirli pencere. Ener’in bir resmi var, insanın diline hemen Eloğlu’nun şiirini takıyor. Demirli pencereden görünen bir bahar dalı… Belki de adı: Bahar geldi’dir… Ama ben hep o resmi “kof demirli pencere” ya da “dışarıda bahar vardı” diye hatırlıyorum. Zaten Ener’in resimleri hep mısraları çağrıştırıyor. Ya “kadınlar.. bizim kadınlarımız” dizesini hatırlarsınız… ya “uzun kavak ne uzarsın engine”yi..
Ener’in sergisi 9 Mart’ta Taksim Sanat Galerisi’nde açıldı. Görün, sis ışıklarını, haşhaş toplayanları.. Siz de türküler duyacaksınız.. (Cumhuriyet – 19 Mart 1974)
Lerzan Öke
Güner Ener için, “Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinden yetişmiş en iyi eleman” diyebiliriz. (Akşam – 20 Mart 1974)
Güner Ener ve Resim Sanatına Getirdiği Yeni Tad
 |
Güner Ener için: "Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi'nden yetişmiş en iyi eleman" diyebiliriz. Güner Ener, halk dilinde "çifte kavrulmuş" tabirini istemeyerek yerine getirmiş ve 1955'de başladığı Akademi'yi 1958 senesinde hiç kalmadan bitirdiği halde, iki yıllık yüksek bölümü bitirmek üzere Akademi'ye başvurduğunda, Akademi kurulu tarafından o güne kadar okudukları bir yana bırakılarak en baştan eğitime başlatılmıştır. Üç yıllık bir çalışmanın ürünleri olan yapıtlarında sanatçı özellikle resimlerindeki türükler ve uyguladığı renkler açısından, ilgileri üzerine çekmesini bilmektedir. Örneğin; yağlıboya ile yapıldığı halde bu renkler nedeniyledir ki bazı çalışmaları metal bazıları ise toprak üzerine çalışma görüntüsündedir.
1971 yılından 1973 yılına kadar olan çalışmaları içine alan sergide; sanatçı çoğunlukla çevresindeki kişilerin portrelerini, tarım emekçilerini işlemiştir. Bunun yanısıra , bir pencere serisini de tuvallerine geçirmiştir. Sergiye adını veren de bu seridir. Bir uzunhavadan alınan iki dize: "Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti."
Resimlerindeki kişiler, gerçekten varolan, kendi deyimi ile "kimlik kartı bulunan" kişilerdir. Düşsel, idealize, basmakalıp kişiler değildir. Sahiplerine benzetme endişesiyle çizilmişlerdir. Yüzler ayrıntılarıyla ele alınmıştır.
Sanatçı resimlerinde, öz ve biçimin eşdeğerde ağırlık taşıması amacındadır.
Tarım emekçileri ya da insansız resimleri için sanatçı; "Balaban'ın deyimiyle (Resme gelik) olduğu için değil, bir sorunu vurgulamak için çizdim. Bunların belli bir mesajı vardır." demektedir. Güner Ener, gerek renk ve gerekse anlatım bakımından resim sanatına yepyeni bir tad getirmiştir ve daha ilk sergiyle de bizlere bunu ispatlamıştır. Bugüne kadar sergi açmayışını biraz hayret ve biraz da takdirle karşıladığımız sanatçı, kişiliği son derece kuvvetli ve prensip sahibi olup, tüm ailesinin sanatla ilişkisi nedeniyledir ki sanat hayatına daha çekirdekten girmiş olması, onu bugünkü olumlu neticeye götürmüştür.
Not:
Bu yazıda "Akademi Kurulu" diye sorumlu gösterilen yön yanlıştır, çünkü Güzel Sanatlar Akademisi artık "Devlet Güzel Sanatlar Akademisi"dir ve kurallar çok farklıdır yeni yönetmeliğe göre.
|
| |
|
 |
Hikayeci ve Ressam Güner Ener İlk kişisel sergisini açtı
Tablolarında toplumcu gerçekci bir içerikle, plastik olanakları ustaca içice geçiren ve aynı zamanda öyküler de yazan ressam Güner Ener'in ilk kişisel sergisi Taksim Sanat Galerisi'nde açılmıştır.
Güner Ener'in bu ilk kişisel sergisinde, 1970 yılından bu yana yaptığı yağlıboya çalışmaları yeralmaktadır. Sanatçı resimlerinin tuvallerini özel bir teknikle kendisi hazırlamakta, hafif granüle bir zemin üzerinde çalışmaktadır.
Güner Ener, çizgi ve biçimlerin ustası olduğu kadar, renklerin de ustasıdır. Büyük boyutlarla çalışmayı yeğleyen sanatçı, ölçülü bir ülküselleştirme ( idealisation ) ve abartma yöntemi kullanarak kişilerini ve konularını biçimlendirmektedir. Ener'in tablolarındaki insanlar hemen hiç gülümsemezler. Büyük acıların ve çilelerin insanıdırlar onlar... Bu yüzden Ener'in tablolarındaki kişiler, kendi acılı tarihlerini yansıtan keskin yüz çizgilerine sahiptirler. Bu çizgiler, atılım, umut, umutsuzluk, bıkkınlık, yüreklilik, korku ve endişe gibi psikolojik duyguları yansıtırlar. Renk tonlamalarında ise sanatçı fazla bir ayrıma girmektense, her rengin ana tonunu kullanmayı seçmiştir. Bu tutum onun resimlerine renk açısından ilk bakışta çarpıcı ve sarsıcı bir hava vermektedir.
Ressam ve öykücü Güner Ener, tablolarını satmamaktadır. Bu yüzden sergideki yapıtları fiyatlandırılmamıştır. Sanatçı resimleri yerine isteyenlere bu resimlerin renkli ofset basım tekniğiyle çoğaltılmış kopyalarını satmaktadır. 1935 doğumlu sanatçı Güner Ener'in "Eylül Yorgunu (1969)" adlı bir öykü kitabıyla "Camın Kırık Yerindeki Mavi" adlı uzun bir öyküsü yayınlanmıştır. (Soyut, 1973) Güner Ener'in Taksim Sanat Galerisi'indeki yağlıboya resim sergisi 25 Mart Pazartesi günü sona erecektir.
Yeni Ortam - 18 Mart 1974
|
| Düzeltme |
"Camın Kırık Yerindeki Mavi" adlı on hikayeden oluşan kitap Soyut Dergisi'nde üç-dört sayıda yayınlanmıştır. G.E.
|
Edita Morris
Yaptığı resimlerle beni etkileyen Güner Ener’i tanımaktan büyük mutluluk duydum. (Milliyet Sanat Der. 26 Nisan 1974)
